Fuat Uncuoğlu… Fıstık ticaretiyle geçen bir ömür…
Tarih: 22.04.2015 - Çarşamba

ESKİDEN TİCARET SENETLE DEĞİL, SÖZLE YAPILIRDI

Gaziantep Ticaret Borsası’nın temellerinin atıldığı günü ‘dün gibi’ hatırlayan en eski üyelerinden fıstık simsarı 86 yaşındaki Fuat Uncuoğlu ile geçmişe bir yolculuk yaptık. Eskiden senetle çekle iş yapmadıklarını söyleyen Uncuoğlu, “Söz senetti” diyor.

Fuat Uncuoğlu ticarete başlama hikâyesini, Şıra Hanı’nın nasıl kurulduğunu, eskiden ticaretin nasıl yapıldığını ve Ticaret Borsası’nın kurulmasına neden ihtiyaç duyulduğunu bizlerle paylaştı.

Fuat Bey, mesleğe nasıl ve ne zaman başladınız?

Babamda zahire üzerine ticaret yapıyordu. Bu işe baba mesleği diyebilirim. Babam yaşlandıktan sonra işleri yavaş yavaş rahmetli ağabeyim Fadıl Uncuoğlu devralmaya başladı. 16 yaşındayken bize ait dükkânda bu işi temelden öğrenmeye başladım. Askere gidene kadar ağabeyimin yanında çalış- maya devam ettim. 22 yaşında askerden döndüğümde, 1953’te kendi işyerimi açmaya karar verdim.

İlk dükkânınızı nerede açtınız?

O dönemdeki adı ile Belediye Hanı’nda bir işyeri kiraladım. Bina belediyeye aitti. Belediye Hanı üzüm ve fıstık tüccarlarının yoğunlukta olduğu bir yerdi. Ürün çok olduğundan hana gelen insanlar, üzüm çuvallarını tepeleyerek yürümek zorunda kalırdı. Buranın adı daha sonra Şıra Hanı oldu.

 ESKİ CEZAEVİ TİCARETİN MERKEZİ OLDU

 Şıra Hanı ismi nasıl doğdu?

Burası çok eskiden askeriyeye aitti. Cezaeviydi. Belediyeye geçince, dükkan olarak kiraya çıkartıldı. Mülkiyet sahibi belediye olduğundan adres tarif edilirken, Belediye Hanı denilmeye başlandı. Kiracıların çoğunluğu üzüm ve fıstık ticareti yapan esnaflardan oluştu. O dönem fıstık azdı, üzüm çoktu. Çuvallar dolusu üzümler buraya gelince, Şıra Hanı adını aldı.

Fuat Bey, mesleğe başladığınız 1950’li yıllarda ticaret nasıl yapılı yordu?

 Şıra hanı her gün üzüm ve fıstık üreticileri ile simsarlarını buluştururdu. Sabah erken saatlerde köylü ürünü buraya getirirdi. Burası her gün fıstık ticaretinin döndüğü bir pazar yeriydi. Hanın orta yerinde belediyenin kantarı vardı. Elektronik tartılar yoktu ve her yere güvenilmezdi. Herkes ürünü bu kantarda tarttırırdı. Handa ürününü satan köylü, daha sonra alışverişini yapar, köyüne dönerdi. Fıstığı alan simsarlar da imalata gönderir, ürünü ambar yapardı. Şıra Hanı dışında ticaretin döndüğü başka yerler var mıydı? Kürkçü Hanı vardı. Samlı Asım büyük tüccardı, onlar alım-satım yapardı. Tütün Hanı da vardı ama orada büyük tüccarlar olmazdı.

ÜRÜNLER ŞIRA HANI ORTASINA DÖKÜLÜR, ORTAK FİYAT BELİRLENİRDİ

Gaziantep Ticaret Borsası’nın kurulduğu yılları hatırlıyor musunuz?

Ben mesleğe başladığımda Borsa yoktu, daha sonra kuruldu. Nasıl kuruldu borsa, kimler kurdu? Büyük ağabeyim ve o’nun arkadaşları Borsa’nın kurucu üyeleri arasındaydı. Pazarın daha iyi olması ve ürünlerin daha iyi satılması için Ticaret Borsası kurulması gerektiği fikri ortaya çıktı. Pazara giren ürünlerde fiyat kargaşası yaşanıyordu. Fiyat dengesini sağlamakta Borsa’nın kuruluş amaçlarından bir tanesiydi. Borsa’nın ilk kurulduğu yıllarda ürünler Hanın orta kısmına getirilip bırakılır, bilirkişiler ise ürünü sınıflandırarak fiyat verirdi. Böylece her ürünün fiyatı ortak belirlenirdi. Şu anda telefon sayesinde Gaziantep dışındaki bir insan bile fıstığın fiyatını biliyor. O dönemde iletişim olanakları olmadığı için bir dükkan ile yanındaki dükkan arasında bile uçurum şeklinde fiyat farkları olabiliyordu. Borsayı ağabeyim ve esnaf arkadaşlarının kurduğu dönemi hatırlıyorum. Ben Borsa’ya 1968 yılında üye oldum. Borsanın 163 nolu üyesiyim.

ESKİDEN İTİMAT VARDI, İŞLER VERİLEN SÖZLER İLE YÜRÜRDÜ

Geçmişle günümüzün bir mukayesesini yapabilir misiniz?

Şimdiki ticaret daha güzel. Eskisi gibi değil. Şu anda mal pazara geliyor, gün hükmüne göre bir fiyat veriyorsun, ürün değerine göre satılıyor. Eskiden köylerden bu kadar ürün bile gelmiyordu. Şu anda hangi köyde olursa olsun, Barak bölgesinde, Nizip’te, Kilis’te herkesin fiyattan haberi oluyor. Ürününü getirip 3 aşağı, 5 yukarı ürünü satıp gidebiliyor. Ama şunu da belirteyim, eskinin tüccarları günümüze göre birbirlerine daha saygılı ve anlayışlı insanlardı. Söz çok önemliydi. Tüccara “sana 10 ton mal sattım” dediğinde iş bitmişti. Yarın getirir malı indirirdi. İtimat vardı. Fıstığın fiyatı 50 liradan 100 liraya çıksa bile, verilen söz geçerliydi. Senet-çek diye bir şey olmazdı. Adamın ağzından çıkan söze göre, günü geldiğinde parasını alırdı.

 Sizin döneminizin bilinen büyük tüccarları kimlerdi?

“Samlı Asım” diye tanınan Asım Samlı, Ökkeş Humanızlı vardı. Davut Batallı vardı. Daha sonra bu isimler arasına Mustafa Şahin eklendi. Davut Batallı ve Mustafa Şahin muazzam mal işlerlerdi. Aramızda olmayan isimleri de bu vesileyle rahmetle anıyorum.

 FISTIKTA İHRACATIN BAŞLADIĞI YILLAR…

O dönem fıstık ihracatı yapılı- yor muydu, fıstıkta ihracat yolu nasıl açıldı?

İhracat sonradan başladı. Büyük tüccarlar vardı. Saydığım isimler ihracata yönelmeye başlamıştı. Mustafa Şahin Borsa’nın Başkanıydı. Davut Batallı ile birlikte ihracat yapan isimlerden birisiydi. O dönem mesleki dayanışma nasıl sağlanırdı? Meslektaş sayımız bugünkü kadar fazla değildi. Borsa’nın kuruluşundan bir-kaç yıl sonra Simsarların da birlik beraberlik içerisinde hareket etmesi adına dernek kurmaya karar verdik. Fadıl ağabeyimle birlikte derneğin kurucu üyeleri arasında yerimizi aldık. Simsarlar Derneği’nin üyelik kartını halen muhafaza ederim. 15 Şubat 1966 tarihinde 61 nolu üyeyim. Ayrıca Ticaret ve Sanayi Odası’na da 1973’te üye oldum.

Gaziantep’te fıstık üretimi geçmiş yıllarla kıyaslandığında, üzüm üretiminin önüne geçmiş, bunun başlıca sebepleri nelerdir?

 Şıra Hanı’na getirilen ürünlere baktığımızda, üzüm daha fazlaydı. Fıstık daha iyi kazandırıyordu. Köylüler üzüm tiyeklerinin altına fıstık ekmeye başladı. Zamanla fıstık arttı ve bağlar oluştu. Üzüm geride kaldı. Fıstık üretiminin artmasının sebeplerinden birisi budur.

 İYİ FISTIĞI ANLAMANIN İPUÇLARI…

 Siz iyi bir fıstığı nasıl anlarsınız?

İyi fıstık olgun olur. İri olur. Fıstığın dış kabuğu ayrılmış gibi olur. Kabuğu çıtlamış veya çıtlamaya hazır olduğundan kendini hemen belli eder. İyi fıstığı ilk görüşte anlarım. Bu saydığım özelliklerdeki fıstık randımanlı olur. Gaziantep’in Barak bölgesindeki topraklar verimlidir. Bu nedenle, Barak bölgesinde yetişen fıstıklar daha lezzetli, yağlı ve randımanlı olur. Ataerkillik zamanla devam etmediğinden verimli topraklar mirasçılara bölündü. Bu da verimliliği azalttı diyebiliriz. Devletin son yıllarda tarım topraklarını birleştirme adına yaptığı çalışmalar olumlu sonuç verirse, eski düzene döneceğini düşünüyorum. Ama şunu da ifade edeyim. Emek verirseniz iyi fıstık yetiştirirsiniz. Emek hiçbir zaman yerde kalmaz. Taşlık arazileri temizlerseniz, bağa ne kadar iyi bakarsanız, o kadar iyi sonuç alırsınız. Her işte böyledir. Bakarsan bağ olur dedikleri olay budur.

Eskilerde fıstığı nasıl işlerdiniz?

O dönem motorlar çıkmadan önce, fıstık at ile kavlatılırdı. Hafif yaş olan fıstıklar taşların arasına konularak, tıpkı bulgurun atlarla dövüldüğü gibi, fıstığın kavlatma işlemini de atlar yapardı. Günümüzdeki makinalar direkt fıstığın kabuğunu kavlatıyor. Eski yöntemde çıtlak oranı daha yüksek oluyordu ama dış kabuğun suyu içine geçtiği için aflatoksin oluşabiliyordu. Günümüzde geliştirilen yöntemler sayesinde böyle bir tehlike ortadan kalkmış oldu. Şu anda neler yapıyorsunuz, mesleği devam ettiriyor musunuz? Ben askerden döndükten sonra açtığım işime sağlığım elverdiği sürece hep devam ettim. Ancak sağlık koşullarımdan dolayı son bir yıldan bu yana mesleğimi yapamıyorum. Buna rağmen fırsat buldukça GATEM’deki işyerimize geliyorum. Burada havayı teneffüs ediyor, esnaf arkadaşlarla eski günleri konuşuyoruz.

DİĞER HABERLER
TWİTTER TAKİP ET