Mizyal Karabiber Nacaroğlu - Kentimin Hedeflerine Hizmet Ediyorum
Tarih: 26.05.2015 - Salı

Mizyal Karabiber Nacaroğlu’nu kimileri ressam, kimileri turizmci ya da Slovenya’nın Fahri Konsolosu olarak tanıyor… Oysa O’nun hiç bilinmeyen apayrı bir dünyası daha var. O, Gaziantep’te ilk un fabrikasını kuran bir ailenin 3.nesil kız evladı.

Çocukluğundan bu yana buğday hanında babasına ait iş hanında ve un fabrikasında bulunan Mizyal hanım babasının vefatından sonra “bu işyerini satalım” denmesine rağmen atalarının geleneğini devam ettirmek için işlerin başına geçmiş. O günden bugüne de her gün Borsa’da onlarca hatta yüzlerce erkekle birlikte buğday alımı yapıyor. Başlarda “kadın haliyle bu işi nasıl yapacak” diye düşünenler şimdilerde ona buğday satar olmuşlar. Mizyal hanımla ticaret yapmaktan da oldukça mutlular. İş hayatında sürekli yükselen bir çizgisi olan Mizyal Karabiber Nacaroğlu hayatının bazı kesitlerini Gaziantep Ticaret Borsası Dergisi ile paylaştı.

 Mizyal hanım sizi herkes başarılı bir ressam olarak tanıyor ama sizin ayrı bir iş yaşamınızda var. Kendinizi bize nasıl tarif edersiniz?

 Ben Gaziantep’te ilk un fabrikası kuran bir ailenin 3.kuşak kızıyım. 2 erkek, 2 kız toplam 4 kardeşiz. Daha çocuk yaşlarımdayken, severek babamın Buğday arasasındaki işyerine gider, merakla etrafı gözler ve vaktimin bir kısmını orada geçirirdim. Öğrencilik yıllarımda da sık sık babamın yanına gider ufak tefek yardım ederdim. Her çocuğun babasına yardım ettiği kadar… Üniversiteye gidene kadar, işlerin hep bir ucundan tuttum sayılır. Evimiz Gaziler caddesindeydi. Bir defasında 5 yaşında iken kaybolmuşum; beni bulanlar ailemi ararken, ben buğday arasasındaki buğday kümelerini görünce “tamam buldum babamı” deyip, koşarak babamın yazıhanesine gitmişim. Yine başka bir gün ise buğday kümesinin içine düşerek boğulmaktan son anda kurtarmışlar beni. Daha doğduğum ilk günlerden beri kendimi bu yaşamın içinde buldum… Bulunmaktan da mutlu oldum hep…

99 YILLIK İŞ GEÇMİŞİ…

 Borsa’da kaç yıllık bir maziniz var?

Gaziantep’te Metanet Un Fabrikası, Halepli Hacı Rahim, dedem Mehmet Karabiber ve Hacı Mehmet İncitahtacı’nın ortaklıklarıyla kurulmuş. Daha sonra İncetahtacı ve Öztahtacı’lar Has Un ve Oba olarak ayrılır. Dedem Mehmet Karabiber Metanet Un ve İrmik fabrikasını devralarak kendisi çalıştırmaya devam etmiştir. Dedem Gaziantep Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıtlı 3 nolu yani Zahireciler-Uncular iş grubunun kayıtlı 2.kişisidir. Dedem fabrika ve arasadaki işyerini çocuklarıyla birlikte yürütmüştür. Daha sonra fabrikanın yönetimi babam Cevat Karabiber’e, ondan da bana geçmiştir. 99 yıllık geçmişe sahip olan Metanet Un Fabrikası, ekmeklik un üreten büyük bir fabrika değildir. Bizim fabrika küçük bir ekip ile sert buğday üretebilen özel amaçlı un, yani daha anlaşılabilir bir tabirle halka tatlı yapımında kullanılan un üretmektedir.

Bu sektöre girmeye nasıl karar verdiniz?

 Babam Cevat Karabiber, dedemin diğer işyeri olan zahire dükkanını işletirken, evimiz Gaziler caddesindeydi. Babam arasadan arabasıyla bizim evimize yaklaştığında kornaya basar basmaz ben hızla aşağıya inerdim. Küçüklüğümden beri beni buğday arasasındaki dükkanımıza götürürdü. Mesela benim 1.yaş günü fotoğrafım babamın arasadaki yazıhanesinde çekilmiş. Borsa orasıydı zaten. Annem erkek kardeşlerimin arasaya gitmesini istemezdi. İngiltere’ye Güzel Sanatlar okumak üzere ailem yollamıştı beni ama orada okurken evimi özledim ve koşa koşa geri geldim. Gaziantep’te tekrar üniversite sınavına girip ODTÜ Gıda Mühendisliği’ni kazandım. 1986’da mezun oldum. Tahsilimi sürdürürken de boş zamanlarımı babamın işyerinde geçirdim. Gıda Mühendisliğini okumuş olmam tesadüf ama şu anda mesleğim işimin bir parçası. Bu sayede verim yüksek oluyor.

 İşleri babanızdan nasıl devraldınız?

Üniversiteyi bitirdikten sonra babam bizzat yanında çalışmamı istedi. Bende babama “yarım gün seninle çalışayım, yarım gün resim yapmaya devam etmek istiyorum” dedim; kabul etti ve yarım gün babamla birlikte çalışmayla başladım. Fazla konuşmaz, yapılan işleri takip ederdim. Babama işle ilgili yorum yapmazdım. Buğdaycılar gelirdi, hiç karışmazdım alıma… Böylelikle işi öğrendim. Babam rahmetli olmadan 3 ay öncesine kadar işinin başındaydı. 3 ay hastanede tedavi görürken işyerinde tek başına kalmıştım. Daha önceleri “benden sonrası tufan” derdi ama sonradan fikrini değiştirdi ve “Mizyal sen bu işi yaparsın” dedi. 1998 yılında babam rahmetli oldu.

 Aile bireyleri nasıl karşıladı bu durumu?

 Annem “İşyeri eskidi, zor, kendine eziyet etme” dediyse de ben “atalarımızın işyeri, onların emaneti” diyerek çalışmak istedim. Nihayetinde de çalışıyorum halen.

 “BORSA’DA KENDİMİ HİÇBİR ZAMAN TEK BAŞINA GÖRMEDİM”

 İş çevresi nasıl karşıladı sizi, bir kadın olarak kabullenmeleri zor oldu mu?

Borsa ayrı bir dünya. Hakikaten erkekler dünyası. Hayat sabah 5’te başlar. Ben ilk başladığım dönemler, aslında hiçbir şey bilmediğimi anladım. Ama şunu belirtmeliyim. Borsa’da hiçbir sorunla karşılaşmadım. Onların yanında hiçbir zaman yabancılık çekmedim. Borsadaki esnaflarda normal alışverişlerini yaptılar. En eski esnaflardan komisyoncu Muammer Özsöyler’i çocukluğumdan beri tanırım, babamında yakın arkadaşıydı, geçenlerde rahmetli oldu. Onun gibi eskiden beri tanıdığım halen onlarla çalıştığım buğday komisyoncuları var. Borsada kendimi hiç tek başına görmedim. İşe ilk başladığımda, benim için “kadındır, nasıl olsa bu iş zor, yapamaz” deyip bana buğday vermek istemeyenler de oldu. Yine 3 nesildir Viranşehir’de devamlı çalıştığımız buğdaycımız Çapa ailesi “Mizyal ben sana güveniyorum, ne kadar buğday istersen iste emrin olur” dedi. Halen o kişi ile buğday alışverişimiz devam ediyor. Onlarla kirve bile olduk. Borsada ilk başta benimle ticaret yapmaya tereddüt edenlerde şimdi belki de en iyi ticareti ben yapıyorum. Borsa’da bir kadınla çalışmak her zaman kabul edilebilir alışkanlık değildir. Borsa’nın kendine özgü bir tertibi var. Buğday alışverişi bitince herkes birlikte kahvaltı yapar, sohbetler edilir. Ülkede neler olup bitiyor, haberler orada alınıp verilir. Aslında bir sosyalleşme ortamıdır Borsa’mız… Siz de bu sohbetlere katıldınız mı? Bu sohbetlere kısa sürelerle kulak misafiri olma imkanım oldu. Zamanı verimli kullanmak adına hızlı olmak zorundayım hep. Zaman çok önemli artık. Buğdayı erkenden alıp kentin trafiği çoğalmadan fabrikaya ulaşıp çalışmaya başlamak hep önceliğim oldu.

 “ZAMANI DOĞRU KULLANMAYA ÇALIŞIRIM”

Borsa, fabrika, ressamlık, butik otel, müze, Slovenya Fahri Konsolosluğu gibi işleriniz var. Gününüz nasıl geçiyor?

Doğru kullanırsanız yeterli. Ben ayrıca voleybol oynar ve bisiklete binerim. Buğdayımı Viranşehir’den aldığım için Borsa’ya haftada 2-3 gün giderim ve Kara Kabir civarındaki tarihi fabrikamıza gelir, buradaki işlerimi yaparken, resimlerimi de buradaki ofisimde yaparım.. İşimi severek yapıyorum. Eski insanlar nasıl rahatmış, trafik sorunu olmadan işine ve evine gidebilirmiş. Bende Bey mahallesindeki Gaziantep’in ilk butik oteli olan Belkıshan’a, Tahtani camii yanındaki “Mizyal Galeri Müze’ye, Gaziler caddesindeki Mizyal Galeri’ye hep yürüyerek giderim. Şahinbey Belediyesi’nin ilk kurulduğu yıllarda Gaziantep’in duvar resimlerini ben ve ekibim yaptık. 27 yıldır Uluslararası Çocuk Resimleri Yarışması düzenliyorum. Dünyanın düzenlenen en uzun soluklu yarışmasının kentimde düzenleniyor olması beni gururlandırıyor. Bana en büyük desteği şimdilerde Büyükşehir Belediyesi vermektedir. Gaziantep Ticaret Borsası sizin için ne anlam ifade ediyor? Borsa, uzun soluklu, eski gelenekleri de yaşatan bir kurum. Ben doğduğumdan beri buğdayı gördüm, Borsa’ya aşina olarak büyüdüm. O açıdan anlamlı. Küçükken babam beni bir evrak işi olduğunda Borsa’ya gönderirdi. Halen Borsa’nın Uncular Meslek Grubu başkanlığını yapıyorum. Borsa’da özellikle ilk kadın üye olmak anlamlı.

 “SANATSAL PROJELERİMDE DE BORSA’YI HEP YANIMDA GÖRDÜM”

Sanatsal faaliyetlerinizde Borsa size destek veriyor mu?

Bu çok önemli bir soru. Buna değinmeden geçmek Gaziantep Ticaret Borsası’na haksızlık olurdu. Borsa 7 yıldan beri benim ana sponsorum. Slovenyalı sanatçıları 7 yıldır Gaziantep’te ağırlıyoruz. Gaziantep konulu resimler yapıyorlar. Borsa’mızın bu etkinliklere katkısı var. Sanata ve sanatçıya saygısı var. Benim Borsa üyesi olup aynı zamanda sanatçı olmamın da etkisi olabilir ama üyesi olduğum kuruluşu da yanımda görmek benim için daha anlamlı. Ben yaptığım sanatsal işlerle kentimin adını dünyaya duyuruyorum. Yarın bu ressamların bazıları ünlü olduklarında “Gaziantep diye bir kent varmış, sanatçımız oranın da resimlerini yapmış gidelim, o kentteki çalışmaları da görelim” diyen insanlar çıkacak. Siz bana hedef sordunuz ama ben burada kentimin hedeflerine hizmet ediyorum. Tahtani Camii yanındaki müzemde çocuklarımıza kentimizin en eski yaşam biçimini sergiliyoruz. İsteyen okulların öğrencilerine düğme dikmeyi, etamin işlemeyi, pulculuğu, karpostal yazmayı öğretiyoruz. Eğer ben kentimin çocuklarına bunları öğretmezsem, okuduklarımı, bildiklerimi paylaşmazsam, bildiklerimi yeni nesillere aktarmazsam, tüm bu yaptıklarım ne işe yarar ki? Ben Gaziantep’i seviyorum ve bu kente katkımın olmasını istiyorum. Kent ekonomisine katkı sunmaktan da ayrıca gururluyum.

 İyi bir ürünü nasıl anlarsınız?

Gıda Mühendisliği okuduğum için hem okulda öğrendiklerimle ve en eski metod olan; el, göz ve tat duyularıyla buğdayın kalitesini anlayabiliyorum. Üç duyu yöntemi değişmeyen klasik yöntemdir. Gaziantep Ticaret Borsası da son yıllarda laboratuvar desteği anlamında çok büyük mesafe aldı. Ahmet Tiryakioğlu başkanımız teknolojik yatırımlara önem verdi. Sabah 5’te o laboratuvar çalışıyor ve orada buğdayın su, protein ve diğer değerleri anında son model aletlerle ölçülüyor. Değişime karşı atılması gereken adımları atıyorlar.

ÖZ KAYNAĞINIZI DOĞRU YÖNETECEKSİNİZ?

Başarılı olmanın en önemli sırrı nedir?

 Biz dedelerimizden aldığımız emaneti bir adım daha öteye götüremezsek kendimizi başarısız sayarız. Bu yüzden ticaretten korkmayacaksınız. Korkarsanız başarılı olamazsınız. Kendi öz sermayenizle iş yapmak en idealidir, en uygunudur. Sermayenizi kendi ticaretiniz haricinde kullanmamayı prensip edineceksiniz.

Mizyal hanım, sizden sonraki nesiller, sizin yaptığınız gibi bu işi sürdürecek mi, gelecekle ilgili hedefleriniz nelerdir?

Bir oğlum, bir kızım var. Kızım Makine Mühendisi. Onlara da zaman tanıyıp, bir süre kendi ideallerine fırsat vermeli diye düşünüyorum. Ömrün yettiğince bu işi devam ettirmeyi istiyorum. Körkün sanayisinde bir yerimiz var. Oraya çocuklarımla birlikte bu işimizi ve oğlumun güneş paneli işini birlikte yapmayı düşünüyoruz. Bu tarihi binamızı da olduğu gibi koruyacağız. Çalışmak her insana her yaşta faydalı. Avrupa’da 80 yaşındaki bir kişi omuzunda bisikletle dağa tırmanabiliyor! Bizim neyimiz eksik? Hedefimiz çalışmak, üretmek olsun. Çalıştıkça daha sağlıklı olacağımız gerçeğini unutmadan sağlıklı bir şekilde çalışmaya devam etmeliyiz.

DİĞER HABERLER
TWİTTER TAKİP ET