Atilla Emrullah Röportaj
Tarih: 29.08.2016 - Pazartesi

Çocukluğundan bugüne hayatı Buğday Pazarı’nda geçen Atilla Emrullah geçmiş yıllardaki ticareti özlüyor

AHİLİK KÜLTÜRÜ KEŞKE YAŞATILABİLSE!..

Emrullah ailesinin Gaziantep’teki ticaret hayatı Cumhuriyet’in kuruluşundan daha eskilere dayanıyor. Şehrin bilinen en eski un fabrikalarından birisi olan Başaran Un Fabrikasının kurucularından olan ailenin ikinci kuşak isimlerinden Atilla Emrullah babası rahmetli İbrahim Emrullah’tan aldığı şirketin yönetimini yeğenlerine devretmiş.

Bugünlerde biraz sağlık sorunu yaşamış olsa da Atilla Emrullah fırsat buldukça işyerine gelerek, tecrübelerini aktarmaya devam ediyor. Emrullah ile ailesinin ticari yaşamını, geçmiş ile günümüz arasındaki değişimi konuştuk.

Atilla bey, ticarete kaç yaşında atıldınız?

Ben, 1951 doğumluyum ama daha ilkokul çağındayken, kendimi ticaretin içinde buldum. Tahmis Kahvesi’nin karşısındaki Eski Buğday pazarında işyerimiz vardı ve babamla birlikte sürekli işyerimize gelip giderdim. O ortama hiçbir zaman yabancılık çekmedim. 16 yaşıma geldiğimde de, babam beni yanına alarak çalıştırmaya başladı. Çıraklık ve kalfalık sürecim böyle başladı.

Ailenizin ticaret geçmişi hangi yıllara dayanıyor?

Cumhuriyet’ten daha eski. Ancak buğday sektörüne adım atmamız, Cumhuriyetin ilk yıllarına dayanıyor. Ondan önce de, benzer mesleklerle uğraşmışlar. Ama buğday sektörüne girdikten sonra, bir daha ayrılmamışız.

Neler yaptınız bu süreçte?

Babam İbrahim Emrullah, 1957 yılında bir şirket kurarak, un fabrikası kurmaya karar verdi ancak 1959’da çok ciddi bir ekonomik kriz oldu. Dolar 1 lira iken, 9 liraya çıktı. O zamanlar, fabrikanın bütün parçaları yurt dışından gelirdi. 3 yıl sonra fabrika tamamlandı. Başaran Un Fabrikası böylece kurulmuş oldu. Başaran, Gaziantep’te kurulan 6.fabrikadır.  Uzun yıllar Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüten babam, 1992’de görevini bana devretti.

“TAMAMEN SÖZ ÜZERİNE KURULU BİR TİCARET SİSTEMİ VARDI”

1960’lı yılların ticareti nasıl yapılıyordu?

Banka, çek, senet-sepet diye hiçbir şey yoktu. Tamamen söze ve itimada dayalı bir ticaret düzeni vardı. Tacir malını getirir ya satar gider ya da komisyonla sattırırdı. Sistem buydu. Mesela, Şanlıurfa’daki esnaf topladığı malları Mayıs sonu Haziran gibi kamyonlarla Gaziantep’e gönderir, Eylül-Ekim gibi de gelir parasını alıp giderdi. Teslim alınan ürün karşılığında herhangi bir belge verilmez, verilen söz kanun gibi geçerli olurdu. Çok sonraları deftere kayıt olma zorunluluğu çıktı.

Ticaretin yoğun olduğu bölgeler nerelerdi?

Bilinen 3 yer vardı. Buğday, arpa ve mercimek alışverişi ağırlıklı olarak Tahmis Kahvesinin karşısındaki Buğday Pazarında yapılırdı. İkinci yer Mecidiye Hanı idi. Üçüncü yer ise şu anda otel olan Şıra Hanı ve bitişiğindeki Maarif Hanı idi. Burada daha çok köylülerin çuvallarla getirdiği parça mallar satılırdı. Ticaret buralarda dönerdi.

Esnaflık ilişkileri nasıldı?

Esnaf arasında Ahilik kültürünün uygulandığı görülürdü. Yardımlaşma ve dayanışma vardı. Miyencilik denilen bir olay vardı. Miyencilik arabuluculuk gibi bir şeydi. Mesela satıcı 100 lira istemiş, alıcı 90 lira vermiş anlaşamıyor. Aracı 2 tarafa da “95 olsun” der. Eğer yine anlaşamazlarsa “Mal miyencinin” der, ürünü miyenci kendisi satın alırdı. Miyenciler bir anlamda Borsa’nın da vazifesini yapardı. Ürün bozuk çıktığında hakem olurdu. Borsanın kurulmadığı yıllarda esnaf kendi arasında adı konulmamış bir borsanın kurallarını uygulamış olurdu.

“ESNAF, BORSA YOKKEN BİLE, KENDİ BORSASINI OLUŞTURMUŞTU”

Peki Borsa nasıl kuruldu, o yıllar neler yaşandı, hatırlıyor musunuz?

Hatırlıyorum. Şu anda manifaturacıların yoğunlukta olduğu Tuz Hanı’nın caddeye bakan kısımda bir salon tertiplendi. Orada açık artırmalar yapılırdı, sonradan pazarlık usulüne dönüştü. Adı konulmasa da Borsa bu şekilde oluşmaya başladı. 1958 yılında da Ticaret Borsası’nın kuruluş süreci başladı. O yıllarda Ticaret Odası’nın Borsa’nın kuruluşuna önderlik ettiğini hatırlıyorum.

O dönemin bilinen esnaf ve tüccarları kimlerdi?

O dönem duayen diyebileceğimiz Şakir Özmen, Ahmet Arpacıoğlu, babam İbrahim Emrullah, Cevat Karabiber vardı. Mecidiye Hanı’nda Koçak’lar vardı. Elbette sayısız isimler vardı ama ilk aklıma gelenler bunlar. Fıstıkta Mahmut Uncuoğlu, Tombalak ailesi ve eski mercimekçilerden de Osman Pekmezci’yi sayabilirim. Öcük Hüseyin, Hallafçı Osman ve Bozoğlan da lakaplarıyla hatırladığım isimlerden bazılarıydı.

Günümüz ticaretiyle kıyasladığınızda, geçmişten bugüne neler değişti?

Başta da söylediğim gibi eskiden söz ile ticaret yapılırken, şimdi çek ile çalışsanız bile kuralların tam olarak işlemediğini görüyorsunuz. Söz geçerliliğini yitirdi. Üzülmemek elde değil tabi. Şimdi alışveriş yaparken, karşınızdaki firmayı iyice araştırmanız gerekiyor. Alım satım sisteminde farklılıklar var. Büyük fabrikalar kuruldu. Gıda sanayii gelişti. Gaziantep bu anlamda çok yüksek seviyede. Makarna, bulgur ve unda en önde. Mercimekte Mersin iyi gelişti. Gaziantep’in sınıra yakın olmasının da etkisiyle birçok alanda lider durumda olduğunu söylersek yanlış olmaz.

Borsa ne gibi kolaylıklar sağladı?

Türkiye çapında TOBB’un ve dolayısıyla Gaziantep Ticaret Borsası’nın önemli faaliyetleri var. Laboratuvarlar kurdu. Kooperatife öncülük etti. Yeni, modern bir buğday pazarı kurulmasını hedef koydu. İletişim anlamında önemli bir görev üstlenmiş durumda. Ayrıca, Borsa’nın bir de hiç kimsenin farkında olmadığı bir özelliği ise, Türkiye’nin herhangi bir yerinde, ürün alım-satımı yapmak istediğinizde, karşınızdaki firma telefon açarak, sizi Borsa’dan soruyor ve Borsa size referans olarak önünüzü açıyor. Bunun yanında eğitim faaliyetlerini, yaptığı okul binalarını da takdir etmek gerek. Gaziantep’e bu anlamda hizmet eden herkese teşekkür ederiz.

“GÜNEYDOĞU BÖLGESİNİN BUĞDAYI DAHA KALİTELİDİR”

Atilla bey, kaliteli buğdayı nasıl anlarız?

Her bölgenin farklı buğdayı var. İç Anadolu Buğdayı ve Güneydoğu Anadolu buğdayı birbirinden farklıdır. Güneydoğu Anadolu buğdayının kabuğu ince, irmik oranı yüksek, rutubeti çok az olur. Lezzeti çok farklıdır. İç Anadolu buğdayının ise kabuğu biraz kalın, rutubeti fazla, irmik oranı düşüktür. Bu bakımdan en kıymetli bulgur ve makarnalık buğday Güneydoğu Anadolu bölgesinde yetişendir. Güneydoğu’da üretilen buğdayın yüzde 80-90’ı da Gaziantep’te pazarlanır.

Esnaf şu anda neler yapıyor, ne gibi sorunlarınız var?

Buğday esnafı biraz zor durumda. Aracı dediğimiz hakiki komisyoncular, ürünün değerini bulduran kişilerdir. Gaziantep’teki aracıların büyük bir kısmı üreticiden ve tacirden yana hareket eder. Bu nedenle, bazı işletmelerin komisyoncuları aradan çıkarma teşebbüslerinden vazgeçmelerini diliyoruz.

“REKABETE DAYALI SİSTEM, AHİLİK KÜLTÜRÜNÜN ÖNÜNE GEÇTİ”

Atilla bey, sizin bu yılki Ahilik Haftası’nda ödül almış bir isim olduğunuzu biliyoruz. Neler hissettiniz Ahi Evran ödülüne layık görüldüğünüzde?

Beni bu ödüle layık görmeleri çok hoşuma gitti elbette, mutlu oldum. Ahilik çok önemli bir müessese. Ahilik paylaşmak, yardımlaşmak demek.  Komşu esnafın da hakkını, hukukunu gözetmek demek. Ahilik sisteminde hanımlarında çok büyük rolü olmuştur. 1300’lü yıllarda hanımlar üretir, erkekler pazarlardı. Maalesef Ahi Evran kültürü günümüzde yaşatılmıyor. Hatta komşusuna giden müşterinin yolunu kesip, onun işini elinden almaya çalışanlar oluyor.  Esnafımızın bu düşünce içerisinde olmaması, ahilik kültürünü devam ettirmesi gerekiyor. Rekabet sistemine dayalı alış veriş kültürü, ahiliğin kültürünün yaşatılmasını da acımasızca engellemektedir.

Mesleğe bir ömür adamış kişi olarak, günleriniz nasıl geçiyor?

Başaran Bir Kollektif şirket idi. Ailemiz tamamen devraldıktan sonra Anonim Şirkete çevirdik. Sağlık koşullarım daha iyiyken Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüttüm. Gençler çok verimli ve fedakar çalışıyor. Sağlık koşullarımın da elvermemesinden dolayı Yönetim Kurulu Başkanlığını yeğenim İbrahim Emrullah’a devrettim. Ama bana her ihtiyaç duyduklarında soruyorlar, yardımcı oluyorum. Zaman zaman faaliyetlere katılıyorum. Güneydoğu’daki müşterilerle yıllardır devam eden sıcak ilişkilerimizi devam ettirmek adına, yeğenlerimizi onlara götürüp tanıştırdım. İç Anadolu bölgesi gezimize bu yıl ben de katıldım. Fırsat buldukça gelip, tecrübelerimi aktarmaya devam ediyorum.

DİĞER HABERLER
TWİTTER TAKİP ET